SERBEST ŞİİRDE BİÇİM
“Türk edebiyatında hece, aruz ve serbest
olmak üzere üç çeşit ölçü kullanılmıştır.” diyenleri şiddetle eleştirip:
“Serbest ölçü diye bir şey yoktur; eğer böyle bir ölçü olsaydı mutlaka
birtakım kuralları olurdu. Söyleyin bakalım, serbest ölçünün kuralları
nelerdir? Dizelerde eşit sayıda hece veya kelime mi kullanılıyor? Hayır…
Peki, hecelerin kapalı veya açık oluşuna mı dikkat ediliyor? Yine
hayır; öyle değil mi? O hâlde bu ölçü değil, olsa olsa ölçüsüzlüktür.”
diyen ben bu yazıma “serbest şiirde biçim” başlığını koyuyorum. Ne
çelişki değil mi?
Serbest şiirde biçim olur mu?
Elbette olmaz. Adı üzerinde işte: Serbest şiir…
Halk
ve Divan edebiyatlarında koşma, mani, gazel, murabba gibi birtakım
nazım şekilleri vardı. Şiirin kaç beyitten veya dörtlükten oluşacağı
kesin kurallarla belirlenmişti. Meselâ koşma en az üç, en çok beş
kıtadan oluşmalıydı. Gazeller beyitler hâlinde yazılmalı, en az beş, en
çok on beş beyit olmalıydı. Ayrıca beyitlerdeki veya dörtlüklerdeki
kafiye dizilişi birtakım kurallarla belirlenmişti. Şairler ölçü, nazım
şekli, kafiyeleniş biçimi gibi bazı kurallarla adeta kendilerini
zincirlemişlerdi.
Şimdi öyle mi? Hem hayatımızda hem de
şiirimizde hürriyetin tadını çıkarıyoruz. Şiirdeki tüm prangalar
kırıldı. 60 – 70 yıldır “serbest şiir” dediğimiz eserler vücuda
getiriyoruz.. Gerçi yukarıda bahsettiğim tarzda şiir yazanlar da mevcut
fakat 1940’tan sonraki şiir serüvenimizde bu tür şairler devede kulak
kalır. Ölçü derdimiz yok her şeyden önce. Ayrıca şiirimizi beyit, üçlük,
dörtlük… gibi dize kümelerinden de oluşturmuyoruz. Klasik nazım
şekilleri bizden çok uzakta…
Şiir hakkındaki kuramsal yazılarımı
dikkatle okuyup çok faydalandığını belirten genç bir şair adayı bana
yazdığı bir mesajda şöyle diyor: “İnternetteki edebiyat sitelerinde şiir
yazan birçok arkadaş hep aynı tarzda şiir yazıyorlar; yazdıkları da çok
sıkıcı şeyler.”
Evet, genç şair adayımız haklıdır. Söz ettiği
kişiler duygusal bir anında akıllarına gelen her şeyi kâğıda döküyorlar.
Yazılarını “Al eline kalemi, yaz aklına geleni” ilkesiyle kaleme
aldıkları için serbest şiir adı altında sıkıcı ve tekdüze kelimeler
yığını oluşturuyorlar. Ben bu tarz şiirleri ev yapımı için boş bir
meydana konmuş demir, çimento, kapı, pencere, çivi… gibi karışık ve
düzensiz malzeme yığınına benzetiyorum.
Yine aynı soruya gelelim: Serbest şiirde biçim olur mu?
Elbette
olur. Ölçü ve biçim yönünden serbest şiir yazan üstatların eserlerini
inceleyin bazı şiirlerinde özgün biçimler göreceksiniz. Aslında bu
yazıma “Serbest şiirde özgün biçimler yaratmak” başlığını koymalıydım.
Evet, serbest şiirde özgün biçimler olur ve olmalıdır da… Şimdi bu
fikrimin doğruluğunu ses bayrağımız Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın bir şiir
kitabından hareketle kanıtlamaya çalışacağım.
Eserin adı:
Malazgirt Ululaması… Kitap seksen beş sayfa ve elli üç şiirden oluşuyor.
Kitapta “Savaş sığmadı dile” cümlesinden ibaret tek dizeli şiirden
tutun da yirmi yedi dizeden oluşan uzunca bir şiire kadar her boyutta
şiir mevcut. Malazgirt Zaferini konu alan bu destandaki ilk şiir şöyle:
KUŞLAR
Malazgirt’te bir ulu ağaç vardı
Bir ulu ağaca kondu bir kuş
Kondu bin kuş
Kondu kırk bin kuş
İlk konan dedi öbürlerine
Benim adım Tanrıcıldır.
İlk konan sordu öbürlerine
Nedir sizin
Yerden göğe
Adınız?
Çağrıştı adını yerden göğe
Hepsi:
Tanrıcıl.
Görüldüğü gibi bu şiir serbest ölçüyle (daha doğrusu ölçüsüz) ve serbest nazım biçimiyle (yani biçimsiz) yazılmış.
Kitabın sonunda üç dizeden oluşan “Yurt” başlıklı şiir yer alıyor:
Sevgidir yeryüzü
Çekilir kılıca
Bayrak olur, yurt olur.
Gördüğünüz gibi bu dizeler de serbest şiirin tüm niteliklerine sahip.
Gelelim asıl konumuza… Yani serbest şiirde özgün biçimler yaratmaya…
Önce
şunu söylemeliyim. Bu yazımdaki amacım Dağlarca’nın kitabını tanıtmak,
kitaptaki şiirlerin tahlilini yapmak ve yorumlamak değildir. Bu nedenle
alıntı yaptığım şiirlerin içeriğine girmeyeceğim, sadece biçim
unsurlarından söz edeceğim.
Destanın ikinci şiiri beş beyitten oluşan “Kuş At”…
Yel gibi uçup gideriz
Atlar gelecekle yelli
Yeryüzünün turnasıdır
Alınları terli terli
Kocaman bir kuştur atlar
Konacak buraya belli.
Sadece
altı dizesini aldığım bu şiirin biçimine dikkat ediniz. Üstat duraksız
8’li hece ölçüsüyle yazmış şiirini. Divan şiirinde pek sık kullanılan,
iki dizeden oluşan beyit dediğimiz nazım biriminden yararlanmış. Ayrıca
gazellerin ikinci ve sonraki beyitlerinde gördüğümüz “b a / c a / d a…”
kafiye dizilişiyle şiirine özgün bir biçim vermiş.
Kitaptaki dördüncü şiir “Hele de” başlığını taşıyor:
Hele de hele de
Nerde Bizans ordusu
Görüşelim gele de
Hele de hele de
Benziyor at beşiği
Dalgaya da sele de
Hele de hele de
Bir çizgiye gelelim
Dağbaşı yüksele de
Dağlarca
bu kısacık şiirinde de özgün bir biçim oluşturmuş. Birinci özellik Halk
ve Divan şiirinde pek görülmeyen üçlükler hâlinde yazılması… İkinci
özellik Halk şiirinde, özellikle manilerde görülen doldurma dize…
Mesela Karacaoğlan bir dörtlüğünde şöyle diyor:
Hey geri de deli gönül hey geri
Adana İlbeyli Göksu Tekir’i
Otuz iki sancak Diyarbekir’i
Acep gezsem ala gözlüm var m’ola
Gayet
açıktır ki bu dörtlüğün ilk dizesi asıl anlatılmak istenenle ilgisi
olmayan sırf kafiye olsun ve dörtlük dolsun diye söylenmiş; fakat kulağa
hoş gelen sözcüklerden oluşuyor. Manilerin birinci veya ilk iki
dizelerinin de böyle olduğunu örneklerle ispatlamaya gerek yok sanırım.
Dağlarca
üçlüklerinde “a b a / a c a / a d a” kafiye dizilişine dikkat etmiş.
Her üçlüğün ilk dizesi yine eski şiirimizde sıkça görülen nakarat
dizelerdir. Bundan başka ilk dizeler altı heceden oluşurken diğerlerinin
manilerde kullanılan yedili hece ölçüsüyle yazıldığını görüyoruz.
Kitaptaki beşinci şiirden bir bölüm yazayım:
ATLILAR
Atlılar gökleri aştılar bir daha
Kocaman maviye şaştılar bir daha
Yeryüzü başlarken duymuşum ilk hızı
Parlamış alnında yaşamak yıldızı
Yellere karış sen yellerce es estir
Yankılan Türkçe ol ta için bir sestir.
Yedi
beyitten oluşup sadece altı dizesini aldığım bu şiirde Halk
edebiyatında kullanılmayan on ikili hece ölçüsünün denendiğini
görüyoruz. Ayrıca beyitler hâlinde ve kasidelerdeki “a a / b b / c c…”
kafiye düzeniyle kurgulanması bu şiirin özgün bir biçime sahip olduğunu
kanıtlar.
Destanın sekizinci şiiri de oldukça hoş ve özgün:
ÖNCÜLER
Kuraldır
Saldırmak
İlk önce
İlk güneş
Girerken
Gündüze
İlk mavi
İlk güneş
Anlamaz
Gelen kim
İlk vuru
İlk güneş
Koparır
Bir çiçek
İlk kılıç
İlk güneş
Tamamı
bu kadar olan şiirin her dizesi üç hecelik kelime veya kelime
gruplarından oluşuyor. Ayrıca her dörtlüğün son dizesi nakarattır.
Gördüğünüz gibi şiirde kafiyeli dizeler yok. Şiire musiki katan tekrar
sözcükleri ve aliterasyondur. Sonuç olarak Dağlarca bu şiirde de
yaratıcı zekâsını kullanarak özgün bir biçim oluşturmuş.
Kitabın onuncu şiiri “Bu Toprak” başlığını taşıyor.
Atlar yaklaşır da
Ne diye hep uzaktayız
Bizim değil midir
Bu toprak
Yürek ulaşır da
Ne diye orda değiliz
Büyürken işte elimizle ayağımızla bizim
Bu toprak.
Üç
kıtadan oluşup iki dörtlüğünü yazdığım bu şiirde de farklı bir biçim
mevcut. Her dörtlüğün ilk dizesi birbiriyle kafiyeli. Ayrıca son dizeler
aynı sözcüklerden oluşuyor.
YERYÜZÜNE YÜRÜMEK
Nallarımız
Şimşek olur
Değince çakmak taşları
Birer sessizliktir
İşte
Alpaslan’ın yoldaşları
Yeryüzüdür
Atlarımız
Dağlar atların başları
Bu
kısa şiirdeki biçim unsuru üçlüklerin son dizelerinin kafiyeli
oluşudur. Görüldüğü gibi her şiirde farklı biçimler oluşturuyor şair.
KUŞATMA
Bu dörtnal
Dört alır
Dört yönü
Sel gibi
En önde Alpaslan ardında başbuğlar
Doğudan batıya güneyden kuzeye
Esmekte yel gibi
Bu dörtnal
Dört alır
Dört yönü
Sel gibi
Yaşama güçleri ağır ki öylesin
Nereye bassalar
Çökertir bel gibi
İki
bendini yazmaya gerek görmediğim bu şiirde de farklı bir biçim
görüyoruz. “Dört” sözcüğünün ilk üç dizesinde tekrar edildiği, üç heceli
kelimelerden oluşan ilk dörtlük, şiirin asıl gövdesini oluşturan
üçlüklerin önünde tekrar edilmiş. Ayrıca dörtlüklerin son dizesiyle,
üçlüklerin son dizesi kafiyeli.
Tekdüze şiirler bana bir çölde
yapılan tren yolculuğunu hatırlatır. Yolculuğa başladığınızda önce
dikkatle pencereden dışarıya bakarsınız. Gördüğünüz sadece kum
yığınlarıdır. Bir müddet sonra bıkarsınız manzaradan ve uyuklamaya
başlarsınız. Fakat tren sahillerden, derin vadilerden, tünellerden;
bazen köylerden ve bazen şehirlerden geçerse dikkatiniz asla dağılmaz.
Dikkatle manzaraya bakar ve vaktin nasıl geçtiğini anlayamazsınız.
Dağlarca gibi üstatların şiirleri böylesine renkli yolculuklara benzer.
Onlar duygu ve düşüncelerini çok farklı üslûpla ve özgün biçimlerle
ifade ettiği için o eserleri sıkılmadan ve zevk alarak okursunuz.
Son olarak kitaptan bir şiir daha alıyorum.
TOPRAK YAZI
Sen sağdaki komutan kardaş
Ol o dere
Bürün ekinini otunu o derenin
Yayını gere gere
Bekle dur
Sen soldaki komutan kardaş
Ol öteki dere
Bürün cevizini iğdesini o derenin
Karışırken soluğun yellere
Umudunu çiçekle dur
Gördüğünüz
gibi bu beşliklerdeki ilk üç dizeler birbirine benziyor. Her iki
bendin de 2 ve 4. dizeleri birbiriyle, ayrıca son dizeler de kendi
arasında kafiyelenmiş. Böylece serbest şiirde yeni bir özgün biçim
oluşturulmuş.
1971’de, Malazgirt zaferinin 900. yıldönümü
vesilesiyle TRT’nin açtığı yarışmada birinci olan bu destan şiiri
herkese tavsiye ediyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder