16 Ocak 2021 Cumartesi

 

 

 

İSTİKLAL MARŞI (2) (26.10.2020)

 

Son kıtada geçen “Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl” dizesindeki tablo ise çok farklıdır. Güneş henüz doğmamıştır ama gecenin koyu siyahı şafakla birlikte sona ermiş ve sarı, pembe, turuncu, kırmızı gibi şafak renkleri doğu ufkunu dalga dalga aydınlatmaya başlamıştır. Bu renkli aydınlık içinde şanlı bayrağımız da doğal olarak rengi ve biçimiyle belirmeye başlamıştır. İşte o anda, dalga dalga oluşu ve renginden dolayı şafaklara benzeyen bayrağı gören herkesçe malumdur ki karanlık az sonra tamamen sona erecektir. Böylece aydınlık zamanlar başlayacak, Türk milleti bağımsızlığının ve hürriyetinin sembolü olan bayrağının gölgesinde hür ve mesut yaşayacaktır.

Daha önce şiirin aynı zamanda ses sanatı olduğunu söylemiştik. Evet, şiir ses sanatıdır çünkü kelimeler seslerden oluşan ses gruplarıdır. Şair kelimeleri seçerken bu özelliğe de dikkat etmeli; sesleri, anlamı pekiştiren öğeler olarak kullanmalıdır. “Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl” dizesinde “l” sesiyle aliterasyon yapılırken sözcüklerde kalın ve ince ünlü öbekleri ahenk yaratacak şekilde ve bayrağın dalgalanmasını hissettirecek biçimde “aaa e e aaa ii e aı ia” sıralamasıyla kullanılmıştır. Ayrıca bu dizede rahatlama, sevinç, mutluluk ve kendine güven sezilmektedir.

Şimdi “sönmek” sözcüğüne geçebiliriz.

Dostlarımıza “Kırmızı, sana neyi çağrıştırıyor?” diye sorsak “elma, nar, yanak, bayrak, karanfil, gül…” gibi çok farklı cevaplar alırız. Fakat “bayrak ve kırmızı” sözcüklerini birlikte kullandığımızda Türk insanının zihnindeki tek çağrışım “şehit kanı” olur.

Yetenekli ve büyük şairler boyun serviye, kaşın hilale, dişin inciye benzetilmesi gibi basmakalıp ve demode benzetmelerden kaçınırlar. Akif de herkesçe bilinen ve sıkça kullanılan “bayrak-kan” çağrışımını kullanmıyor, aksine çok farklı ve özgün bir benzetmeden yararlanıyor. Diyeceksiniz ki nedir bu benzetme? Elbette ki bayrağın aleve benzetilmesi… Burada şöyle bir soru akla gelebilir: “İlk dörtlükte “alev” sözcüğü geçmiyor; bunu da nereden çıkardın?”

Tabii ki “sönmek ve ocak sözcüklerinden…

Biz bu konulardaki duygu ve düşüncelerimizi genellikle “Şanlı bayrağımız daima göklerde dalgalanacak”,  “Ay-yıldızlı bayrağımız asla gönderden indirilemezgibi şiirsellikten uzak ve imge yoksunu cümlelerle ifade ederiz. Akif ise şafak sökerken gönderde dalgalanan bayrağı dalga dalga yüzen aleve benzetmiş ve bu alevin asla sönmeyeceğini vurgulamıştır. Peki bu alev niçin sönmez? Sönmez çünkü alevin kaynağı Türk ailesinin ocağıdır. Bu benzetme ve mantıktan hareketle şair “Yurdumun üstünde tüten en son ocak sönmeden bu şafaklarda yüzen al sancak sönmez,”, başka bir deyişle “Yurdumda tek bir Türk ailesi kalsa bile bayrağımız gönderde dalgalanacak,” diyor.

İlk dörtlüğün üçüncü dizesini anlamak için Doğu mitolojisindeki yıldız” inancından söz etmemiz gerekir. Rivayetlere göre,  bir yerde bir insan doğduğunda gökte de bir yıldız doğarmış; gökteki yıldızla yerdeki insanın talihi ve kaderi aynı olurmuş. Yerdeki insan öldüğü an gökteki yıldız da yok olurmuş. Bu inancı yansıtan “Bir yıldız daha kaydı,”  gibi sözleri işitmişsinizdir. Bir de Yunustan örnek vereyim:

 

Söyler dilim ağlar gözüm

Gariplere göynür özüm

Meğerki gökte yıldızım

Şöyle garip bencileyin”

 

Son iki dizede ne diyor şair? “Meğerki gökteki yıldızım da benim gibi kimsesiz bir garipmiş,” diyor. Kısaca şair gökte kendisine ait bir yıldız olduğunu ve bu yıldızla kendi kaderinin benzeştiğini ifade ediyor.

Şair, İstiklal Marşı’nın 3. dizesinde bayrağımızdaki yıldızı işaret edip bayrağın tamamını kastederek “O yıldız,  Türk milletine aittir, Türk milletinin talihini ve kaderini temsil eder, o yıldız asla yok olmayacak, daima göklerde parlayacaktır,” diyor.

Burada şöyle bir tasavvur da düşünülebilir. Diyelim gökte Türk milletine ait bir yıldız var. Hangi el uzanıp da o yıldızı tutabilir? Hiçbir el… Hangi silahlı güç veya hangi silah o yıldıza zarar verebilir? Hiçbiri zarar veremez… Bu imgeden hareketle ne diyor şair? “Bayrağa uzanan kötü niyetli el kesilir,” diyor. Hatırlarsınız; fi tarihinde Kıbrıs’ta sarhoş bir Rum, bayrağımızı gönderden indirmek için bayrak direğine tırmanmaya kalkmıştı da alnına kurşunu yemişti.

3 ve 4. dizelerdeki tekrir sanatından da söz etmeliyim. Akif bayrak sevgisini ve bayrağımızın sadece bize ait olduğunu, sadece bizi temsil ettiğini vurgulamak için tekrir (yineleme) sanatından yararlanarak “O benim milletimin yıldızıdır, o benimdir, o benim milletimindir” diyor.

Şimdi ikinci kıtaya geçebiliriz.

 

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül; ne bu şiddet, bu celal?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal...
Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklal.

 

Bu kıtayı tahlil ederken “hilal ve hak” kelimelerinden söz etmemiz gerekir. Eski edebiyatımızda hilal ile kastedilen sevgilidir. Hem Halk hem de Divan edebiyatında sevgilinin kaşı hilale benzetilmiştir. Bu tespitlerden hareketle şunları söyleyebiliriz. Şair kişileştirme sanatı yaparak bayrağa hitap ediyor: “Ey nazlı sevgili, sana kurban olayım çehreni çatma; kahraman ırkıma bir kez olsun gül; bu şiddet ve öfke niçin?” diyor. Anlaşılıyor ki şair bayrağımızı kaşları çatık öfkeli bir sevgili olarak tasavvur etmiştir. Evet, sevgili öfkelidir çünkü uğruna binlerce şehit verilen topraklarımız düşman çizmeleriyle kirletilmiş, bazı yerlerde bayrak gönderden indirilmiş ve yerine İngiliz, Yunan, Fransız bayrakları çekilmiştir. Kısaca bağımsızlığımız tehlikeye düşmüştür. Fakat şair inançlıdır, istilacı güçlerin bir gün mutlaka defedileceğine inanmaktadır; bu sebeple sevgiliye “Tarih boyunca senin uğrunda binlerce şehit verdik, yine vereceğiz; öfkeli ve çatık kaşlı hâlin devam ederse senin uğruna döktüğümüz kanlar helal olmaz,” diyor.

Burada son kıtanın ilk iki dizesinden de söz etmek gerekir:

“Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal

Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal”

Bu dizeler coşkun ve mutlu bir ruh hâliyle yazılmıştır. 30 Ağustos Büyük Taarruz zaferi ve Yunan’ın denize dökülmesi sanki içine doğmuştur Akif’in. Şair coşkun bir sevinçle bayrağın şafaklar gibi dalgalandığını, onun uğrunda dökülen kanların helal olduğunu vurguluyor.

Şiirin tamamını okuduğumuzda görüyoruz ki Akif, İstiklal Savaşı’nın kazanılacağına, yurdumuza musallat olan tek dişli canavarın yok edileceğine canıgönülden inanmaktadır; inancının gerekçesini hem bu dörtlüğün son dizesinde, hem de onuncu kıtanın sonunda “Hakkıdır Hakk’a tapan milletimin istiklal.” diyerek belirtiyor.

Peki nedir bu gerekçe? Hak kelimesinin bu dizedeki anlamlarını belirterek cevap verelim. Hak, iki anlamda kullanılmıştır: Birincisi Allah, ikincisi ise “insan hakları, ana hakkı” tamlamalarındaki anlamı. Bu durumda şair tevriye sanatı yaparak iki gerekçe öne sürüyor: “Bağımsızlık, Allah’a ibadet eden milletimin hakkıdır.” , “Bağımsızlık,  tapar derecesinde insanların hak ve hukukuna riayet eden milletimin hakkıdır.”

 

 

SİZDEN GELENLER

Yenigün gazetesinin değerli okuyucuları,

Önceki haftalarda belirttiğim gibi bu sayfanın yarısını Sizden Gelenler başlığı altında okuyucu yazılarına ayırmayı planladım. “Yazdım, yazıyorum, yazacağım” diyen okuyucularımızın eserlerini bu sayfada yayımlamak amacıyla erturanelmas@gmail.com adresime beklerim.

Sağlıcakla kalınız.

 

 

 

 

 

 

 

  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder