16 Ocak 2021 Cumartesi

 

 

YUNUS ve SAHTE SOFULAR (3) (28.9.2020)

 

Yunus, sahte dervişlerin gerçek niyetlerini, karanlık düşüncelerini ve riyakârlığını anlattığı dokuz kıtalık şiirine şöyle başlıyor:

Sûfiyem halk içinde

Tesbih elimden gitmez

Dilim marifet söyler

Gönlüm hiç kabul etmez”

Yazarlar ve şairler bazı eserlerini tahlil veya tasvir ettikleri varlıkların diliyle, onların bakış açısıyla yazarlar. Meselâ İstiklâl Marşı’nın bazı dörtlükleri Türk milletinin, bazı dörtlükleri şehitlerin diliyle yazılmıştır. Bu teknik, edebî eserin daha içten, daha gerçekçi ve daha etkili olmasını sağlar. Her toplumun edebiyatında bu teknik kullanılır. Bu nedenle her edebiyatta balıkların, kuşların, bitkilerin konuşturulduğu edebî eserler mevcuttur.

Yunus, şiirinin tamamını bu teknikle yazmış ve her dörtlükte sahte sofuları konuşturmuştur. Bilindiği gibi sûfi, tasavvuf yolunu tutan kişi anlamına gelir. Bu ikiyüzlü sofu, halkla iç içeyken en önemli göz boyama aksesuarını, yani tespihini sürekli elinde tutar. Yalnızken tespih çekmek, Allah adını içtenlikle anmak aklına gelmez ama halkla içi içe olduğu zamanlarda tespihini asla elinden düşürmez. Zaman zaman tespih çekip bir şeyler mırıldanarak Allah’ı zikrettiği izlenimini uyandırır. Ayrıca dilinden de hikmetli sözler çıkmaktadır. İslâm’a, ahlâka, dürüstlüğe uygun bilgece düşünceler ileri sürmektedir. Fakat kendi söylediklerini gönlü asla kabul etmez. Halka çalışmaktan, zekâttan, dürüstlükten, cömertlikten bahseder ama bu öğütleri gönlü kabul etmediği için kendisi uygulamaz.

Boynumda icazetim

Riya ile taatim

Endişem ayruk yerde

Gözüm yolum gözetmez”

Osmanlılar zamanında medrese, tekke, dergâh gibi eğitim kurumlarında tahsil görerek din adamı sıfatı kazananlara verilen belgeye icazet denirdi. Yunus şiirinin ikinci dörtlüğünde mübalâğa sanatı yaparak “icazetim boynumda” diyor. Gösteriş düşkünü sahte sofu dindarlığını tespihten başka icazetnamesiyle de kanıtlama peşindedir ve bu belgeyi sürekli yanında taşımaktadır. Onun hoca, vaiz, derviş veya şeyh olduğunu resmen ispatlayan bu diplomayı görüşüp sohbet ettiği her insana göstermektedir. Öyle ki âdeta icazetini boynuna asmıştır. Dindar kişiliğini tespih ve diplomayla ispatlar ama aslında her ibadetinde riya vardır.

Bir dervişin amacı bu dünyaya ait zevk ve ihtiraslardan kurtulup dini ve tasavvufu halka öğretmek, Allah’ın rızasını kazanmak olmalıdır. Fakat riyakâr sofu bu yolu gözetmez. Düşünceleri, endişeleri ve hayalleri başka şeyler üzerinde yoğunlaşmaktadır.

Söylerem marifeti

Salûslanıram katı

 Miskinliğe dönmeye

Gönlümden kibir gitmez”

Vaaz verdiği insanlara hep doğru ve hikmetli sözler söylemektedir fakat çok fazla salûslanmaktadır (gösteriş yapmak). Tasavvufta miskin, kendini tamamıyla Allah’a vermiş kişi demektir. Sahte sofunun miskin olabilmesi asla mümkün olmayacaktır; çünkü o kibirli bir insandır. Gönlündeki kibiri yok etmesi imkânsızdır.

Hoş dervişem sabrım yok

 Dilimde inkârım çok

 Kulağımdan gireni

Hergiz özüm işitmez”

Bu sahte sofu gerçek dervişlere benzemez. Her şeyden önce sabırsız bir insandır. Arzularının hemen gerçekleşmesini ister. Bundan başka inkârcı biridir. Allah’ın kendisine bahşettiği sağlığı, nimetleri, Allah’ın ayetlerini inkâr etmektedir. Gerçi tekkelerde ve dergâhlarda çok vaazlar dinlemiş, dürüstlüğü emreden çok sözler işitmiştir ama kulağıyla işittiklerini gönlü asla kabul etmez.

Görenler elim öper

Tac u hırkama bakar

 Şöyle sanurlar beni

 Zerrece günah etmez”

Sahte sofu amacına ulaşmıştır. Onun gerçek sûfi olduğunu ispatlamaya yarayan tac u hırka (icazetname, sarık, cübbe, tesbih, sakal) işe yaramıştır. Sahte sofuyu her gören saygıyla eğilip elini öper ve hayranlıkla kıyafetlerine bakar. Bu zavallı temiz kalpli insanlar dervişin zerre miktar günah işlemeyecek karakterde olduğunu sanmaktadırlar.

Görenler sûfi sanır

Selâm verir utanır

Anca iş koparaydım

El erüben güç yetmez”

Dışı içine, içi dışına uymayan sahte sofu halkı aldatmayı başarmıştır. Onu görenler, onun kıyafetine kanarak bir sûfi ile muhatap olduklarını zannederler. Dervişe saygıyla selam verirler ve karşısında melek kadar temiz bir tasavvuf ehli olduğunu düşünerek utanırlar. Utanırlar çünkü o mübarek dervişin karşısında kendilerini eksikli, kusurlu ve günahkâr biri olarak düşünmektedirler. Fakat durum onların tahmin ettiği gibi değildir. Melek zannettikleri bu sahte din adamı öyle gizli günahlar işlemiş, öyle kötü işler yapmıştır ki o işlere hiçbir el uzanamaz, hiç kimsenin bunları gerçekleştirmeye gücü yetmez.

Dışımda ibadetim

Sohbetim hoş taatim

İç bazara gelicek

 Bin yıllık ayar etmez”

Yunus özdeki ve şekildeki karşıtlıklardan yararlanarak sahte dervişin çirkin yüzünü ifşa etmeye devam ediyor. Onun ibadeti hep dıştadır. Halkı aldatmak için namaz kılar gibi görünmekte, halkın içindeyken tespih çekmekte, halka oruçlu gözükmektedir. İyi bir hatiptir, hoş konuşarak insanları kendisine bağlar. İç pazara gelince bin yıllık ayar etmez. Malumdur ki bir pazarcının terazisi hilesiz olmalıdır. Ticaret erbabı tartıda sahtekârlık yapmamalıdır. Bu nedenle teraziler günümüzde de belli zaman aralıklarıyla devletçe kontrol edilir. Yunus bu beyitte sahte sofunun iç dünyasını bir pazara benzetmiş ve bu pazarda bin yıldır denetlenmeyen ayarı bozuk bir terazi kullandığını ifade etmiştir. Yani bu kişi daima kendi menfaatini düşünmekte, her şeyi nalıncı keseri gibi kendine yontmaktadır.

Dışım derviş içim boş

Dilim tatlı sözüm hoş

İllâ ben ettüğümi

Dinin denşüren etmez”

Bu dörtlüğün birinci dizesi daha önce söylenenlerin bir özeti gibidir. Sahte sofunun dış görünüşü dervişe benzemektedir fakat içi boştur. Tatlı dillidir ve insanlara hoş gelen sözler söylemektedir. Fakat başından beri anlatıldığı gibi o kadar ikiyüzlü ve o kadar günahkâr biridir ki onun yaptıklarını dinini değiştiren bile yapamaz.

Yunus eksüklüğüni

Allah’una arz eyle

Anun keremi çoktur

Sen ettüğün o etmez”

Yaradılanı hoş gördük / Yaradandan ötürü” felsefesine bağlı olan Yunus son beyitte durulmuştur. Bu sahte sofu hakkında yine de iyi şeyler düşünmekte ve ona bir tavsiyede bulunmaktadır. Sahte sofu bu kusurlarını ve günahlarını samimi bir Müslüman gibi Allah’a itiraf ederek Allah’tan af ve mağfiret dilemelidir. Allah cömert ve bağışlayıcıdır; sahte sofunun affedilme ihtimali hâlâ mevcuttur. (Son)

 

SİZDEN GELENLER

KASABAM ORHANGAZİ

 

Ey Osman Gazi oğlu Orhan Gazi

Sizden mirastır bu cennet kasaba

Ata dede ocağım Orhangazi

Senden güzel ilçe var mı acaba

 

Samanlı - Katırlı dağlar arası

Ortada parıldar zümrüt gölümüz

Uzanır yemyeşil İznik havzası

Bir başka beldeyi sevmez gönlümüz

 

İsmine layığı taşır bağrında

Gazilik var taşında toprağında

Evliyalar yatar kabristanında

Şehitler verilmiş kurtuluşunda

 

Doğa her yerine güzellik vermiş

Envai çeşit meyveyle süslemiş

Bu baştan öbür başa İznik Gölü

Dağlarında açar gülü sümbülü

 

Yeşil Nadır, soğuk suyu içilir

Sayfiyeye köprü ile geçilir

Arkasında sıra dağlar seçilir

Yaylasında koyun kuzu meleşir

 

 

Yağı ve zeytiniyle ün salmıştır

Ürünler işlenip yurda dağılır

Üreten ve tüketen memnun kalır

Sayenizde ekonomi canlanır

 

 

İnci gibi dizilidir köyleri

Yaratan vermiş tüm güzellikleri

Pınarlardan akar soğuk suları

Mübarektir ilçemin toprakları

 

Nazmi Şenusta

 

 

Yenigün gazetesinin değerli okuyucuları,

Önceki haftalarda belirttiğim gibi bu sayfanın yarısını Sizden Gelenler başlığı altında okuyucu yazılarına ayırmayı planladım. “Yazdım, yazıyorum, yazacağım” diyen okuyucularımızın eserlerini bu sayfada yayımlamak amacıyla erturanelmas@gmail.com adresime beklerim.

Sağlıcakla kalınız.

 

 

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder