YUNUS ve SAHTE SOFULAR (3) (28.9.2020)
Yunus, sahte dervişlerin gerçek niyetlerini, karanlık
düşüncelerini ve riyakârlığını anlattığı dokuz kıtalık şiirine şöyle başlıyor:
“Sûfiyem halk içinde
Tesbih elimden gitmez
Dilim marifet söyler
Gönlüm hiç kabul etmez”
Yazarlar ve şairler bazı eserlerini tahlil veya tasvir ettikleri varlıkların diliyle, onların bakış açısıyla yazarlar. Meselâ İstiklâl Marşı’nın bazı dörtlükleri Türk milletinin, bazı dörtlükleri şehitlerin diliyle yazılmıştır. Bu teknik, edebî eserin daha içten, daha gerçekçi ve daha etkili olmasını sağlar. Her toplumun edebiyatında bu teknik kullanılır. Bu nedenle her edebiyatta balıkların, kuşların, bitkilerin konuşturulduğu edebî eserler mevcuttur.
Yunus, şiirinin tamamını bu teknikle yazmış ve her
dörtlükte sahte sofuları konuşturmuştur. Bilindiği gibi sûfi, tasavvuf yolunu tutan kişi anlamına
gelir. Bu ikiyüzlü sofu, halkla iç içeyken en önemli göz boyama aksesuarını,
yani tespihini sürekli elinde tutar. Yalnızken tespih çekmek, Allah adını
içtenlikle anmak aklına gelmez ama halkla içi içe olduğu zamanlarda tespihini
asla elinden düşürmez. Zaman zaman tespih çekip bir şeyler mırıldanarak Allah’ı
zikrettiği izlenimini uyandırır. Ayrıca dilinden de hikmetli sözler
çıkmaktadır. İslâm’a, ahlâka, dürüstlüğe uygun bilgece düşünceler ileri
sürmektedir. Fakat kendi söylediklerini gönlü asla kabul etmez. Halka çalışmaktan,
zekâttan, dürüstlükten, cömertlikten bahseder ama bu öğütleri gönlü kabul
etmediği için kendisi uygulamaz.
“Boynumda icazetim
Riya ile taatim
Endişem ayruk yerde
Gözüm yolum gözetmez”
Osmanlılar zamanında medrese, tekke, dergâh gibi
eğitim kurumlarında tahsil görerek din adamı sıfatı kazananlara verilen belgeye
icazet denirdi. Yunus şiirinin ikinci
dörtlüğünde mübalâğa sanatı yaparak “icazetim
boynumda” diyor. Gösteriş düşkünü sahte sofu dindarlığını tespihten başka
icazetnamesiyle de kanıtlama peşindedir ve bu belgeyi sürekli yanında
taşımaktadır. Onun hoca, vaiz, derviş veya şeyh olduğunu resmen ispatlayan bu
diplomayı görüşüp sohbet ettiği her insana göstermektedir. Öyle ki âdeta
icazetini boynuna asmıştır. Dindar kişiliğini tespih ve diplomayla ispatlar ama
aslında her ibadetinde riya vardır.
Bir dervişin amacı bu dünyaya ait zevk ve
ihtiraslardan kurtulup dini ve tasavvufu halka öğretmek, Allah’ın rızasını
kazanmak olmalıdır. Fakat riyakâr sofu bu yolu gözetmez. Düşünceleri,
endişeleri ve hayalleri başka şeyler üzerinde yoğunlaşmaktadır.
“Söylerem marifeti
Salûslanıram katı
Miskinliğe dönmeye
Gönlümden kibir gitmez”
Vaaz verdiği insanlara hep doğru ve hikmetli sözler
söylemektedir fakat çok fazla salûslanmaktadır (gösteriş yapmak). Tasavvufta
miskin, kendini tamamıyla Allah’a vermiş kişi demektir. Sahte sofunun miskin
olabilmesi asla mümkün olmayacaktır; çünkü o kibirli bir insandır. Gönlündeki
kibiri yok etmesi imkânsızdır.
“Hoş dervişem sabrım yok
Dilimde inkârım çok
Kulağımdan gireni
Hergiz özüm işitmez”
Bu sahte sofu gerçek dervişlere benzemez. Her şeyden
önce sabırsız bir insandır. Arzularının hemen gerçekleşmesini ister. Bundan
başka inkârcı biridir. Allah’ın kendisine bahşettiği sağlığı, nimetleri,
Allah’ın ayetlerini inkâr etmektedir. Gerçi tekkelerde ve dergâhlarda çok
vaazlar dinlemiş, dürüstlüğü emreden çok sözler işitmiştir ama kulağıyla
işittiklerini gönlü asla kabul etmez.
“Görenler elim öper
Tac u hırkama bakar
Şöyle sanurlar beni
Zerrece günah etmez”
Sahte sofu amacına ulaşmıştır. Onun gerçek sûfi
olduğunu ispatlamaya yarayan tac u hırka (icazetname,
sarık, cübbe, tesbih, sakal) işe yaramıştır. Sahte sofuyu her gören
saygıyla eğilip elini öper ve hayranlıkla kıyafetlerine bakar. Bu zavallı temiz
kalpli insanlar dervişin zerre miktar günah işlemeyecek karakterde olduğunu
sanmaktadırlar.
“Görenler sûfi
sanır
Selâm verir utanır
Anca iş koparaydım
El erüben güç yetmez”
Dışı içine, içi dışına uymayan sahte sofu halkı
aldatmayı başarmıştır. Onu görenler, onun kıyafetine kanarak bir sûfi ile
muhatap olduklarını zannederler. Dervişe saygıyla selam verirler ve karşısında
melek kadar temiz bir tasavvuf ehli olduğunu düşünerek utanırlar. Utanırlar
çünkü o mübarek dervişin karşısında kendilerini eksikli, kusurlu ve günahkâr
biri olarak düşünmektedirler. Fakat durum onların tahmin ettiği gibi değildir.
Melek zannettikleri bu sahte din adamı öyle gizli günahlar işlemiş, öyle kötü işler
yapmıştır ki o işlere hiçbir el uzanamaz, hiç kimsenin bunları gerçekleştirmeye
gücü yetmez.
“Dışımda ibadetim
Sohbetim hoş taatim
İç bazara gelicek
Bin yıllık ayar etmez”
Yunus özdeki ve şekildeki karşıtlıklardan yararlanarak
sahte dervişin çirkin yüzünü ifşa etmeye devam ediyor. Onun ibadeti hep
dıştadır. Halkı aldatmak için namaz kılar gibi görünmekte, halkın içindeyken
tespih çekmekte, halka oruçlu gözükmektedir. İyi bir hatiptir, hoş konuşarak
insanları kendisine bağlar. İç pazara gelince bin yıllık ayar etmez. Malumdur ki
bir pazarcının terazisi hilesiz olmalıdır. Ticaret erbabı tartıda sahtekârlık
yapmamalıdır. Bu nedenle teraziler günümüzde de belli zaman aralıklarıyla
devletçe kontrol edilir. Yunus bu beyitte sahte sofunun iç dünyasını bir pazara
benzetmiş ve bu pazarda bin yıldır denetlenmeyen ayarı bozuk bir terazi
kullandığını ifade etmiştir. Yani bu kişi daima kendi menfaatini düşünmekte,
her şeyi nalıncı keseri gibi kendine yontmaktadır.
“Dışım derviş içim boş
Dilim tatlı sözüm hoş
İllâ ben ettüğümi
Dinin denşüren etmez”
Bu dörtlüğün birinci dizesi daha önce söylenenlerin
bir özeti gibidir. Sahte sofunun dış görünüşü dervişe benzemektedir fakat içi
boştur. Tatlı dillidir ve insanlara hoş gelen sözler söylemektedir. Fakat
başından beri anlatıldığı gibi o kadar ikiyüzlü ve o kadar günahkâr biridir ki
onun yaptıklarını dinini değiştiren bile yapamaz.
“Yunus eksüklüğüni
Allah’una arz eyle
Anun keremi çoktur
Sen ettüğün o etmez”
“Yaradılanı hoş
gördük / Yaradandan ötürü” felsefesine bağlı olan Yunus son beyitte
durulmuştur. Bu sahte sofu hakkında yine de iyi şeyler düşünmekte ve ona bir
tavsiyede bulunmaktadır. Sahte sofu bu kusurlarını ve günahlarını samimi bir
Müslüman gibi Allah’a itiraf ederek Allah’tan af ve mağfiret dilemelidir. Allah
cömert ve bağışlayıcıdır; sahte sofunun affedilme ihtimali hâlâ mevcuttur. (Son)
SİZDEN GELENLER
KASABAM ORHANGAZİ
Ey Osman Gazi oğlu Orhan Gazi
Sizden mirastır bu cennet kasaba
Ata dede ocağım Orhangazi
Senden güzel ilçe var mı acaba
Samanlı - Katırlı dağlar arası
Ortada parıldar zümrüt gölümüz
Uzanır yemyeşil İznik havzası
Bir başka beldeyi sevmez gönlümüz
İsmine layığı taşır bağrında
Gazilik var taşında toprağında
Evliyalar yatar kabristanında
Şehitler verilmiş kurtuluşunda
Doğa her yerine güzellik vermiş
Envai çeşit meyveyle süslemiş
Bu baştan öbür başa İznik Gölü
Dağlarında açar gülü sümbülü
Yeşil Nadır, soğuk suyu içilir
Sayfiyeye köprü ile geçilir
Arkasında sıra dağlar seçilir
Yaylasında koyun kuzu meleşir
Yağı ve zeytiniyle ün salmıştır
Ürünler işlenip yurda dağılır
Üreten ve tüketen memnun kalır
Sayenizde ekonomi canlanır
İnci gibi dizilidir köyleri
Yaratan vermiş tüm güzellikleri
Pınarlardan akar soğuk suları
Mübarektir ilçemin toprakları
Nazmi Şenusta
Yenigün
gazetesinin değerli okuyucuları,
Önceki haftalarda
belirttiğim gibi bu sayfanın yarısını Sizden Gelenler başlığı altında
okuyucu yazılarına ayırmayı planladım. “Yazdım, yazıyorum, yazacağım” diyen
okuyucularımızın eserlerini bu sayfada yayımlamak amacıyla erturanelmas@gmail.com
adresime beklerim.
Sağlıcakla
kalınız.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder