OKULLAR AÇILIRKEN (Açılmazken) (5.10.2020)
1983
sonbaharıydı ve ben Isparta 40. Piyade Alayı’nda iki aylık askerdim. Günlerden
pazardı; Alay içindeki çamlıkta bir ağacın gövdesine sırtımı dayamış hâlde
oturuyor, askere gelmeden önce eşim ve on sekiz aylık oğlumla çektirdiğim siyah
– beyaz fotoğrafa bakıyordum. Ailemi, özellikle minik yavrumu öyle çok
özlemiştim ki, iki ay sonra tezkere alacağımı bile bile: “Bitmez bu askerlik!” diye içimden geçiriyordum.
O
sırada hoparlörden müzik yayını başladı; Esmaray söylüyordu: “Gel
tezkere gel, bitsin bu gurbet!..” Önceleri “Güzel bir ses, hoş bir melodi”
diyerek öylesine dinlediğim bu şarkı hem ezgisi hem de güftesiyle aniden tüm
benliğimi sardı. O andan itibaren mekândan ve zamandan sıyrılmış hâlde,
çekirdek ailemin fotoğrafına bakıp gözyaşı dökerken “Allah’ım, bitmesin bu şarkı!” diye düşünerek hasret ve mutluluk
girdabında yüzmeye başladım.
Hâliyle
üç dört dakika sonra şarkı bitmiş ve ömrüm boyunca unutamayacağım o uhrevi
anlar sona ermişti. Yavaş yavaş kendime gelip de gözyaşlarım tükenince “Bir
sanat eseri, aynı kişide farklı zamanlarda farklı etkiler bırakıyormuş,”
dedim içimden.
Öyle
ya,
“Hastane önünde incir ağacı
Doktor
bulamadı bana ilacı
Baştabip
geliyor yaramdan acı
Hasta
düştüm yüreğime dert doldu
Ellerin
vatanı bana yurt oldu” türküsünü genç ve sağlıklı birinin dinlediğini
düşünelim; ne söyler bu türkü için: “Yanık bir ses, hüzünlü bir ezgi”
der; öyle değil mi? Peki aynı kişi amansız bir hastalığa yakalanıp da hastane
odasında yatarken bu türküyü dinlese ne tepki verir? Kahrolup yanar, yanıp
yanıp kavrulur ve “Bu türkü benim için bestelenmiş,” diye geçirir içinden.
Bir
başka sanat eseri, bir şiir; 1983’te asker ocağındayken yaşadığım bu duyguların
benzerini 2010’da ve birkaç gün önce olmak üzere iki defa yaşattı bana.
Yine
sonbaharda, ekimin başındayız. Eylül ayı pek hüzünlü geçti benim için. Oysa
eylül ömrümün kırk altı yılına “Yeni bir başlangıç” heyecanıyla damgasını vurmuştu. On
altı yıl süren öğrencilik hayatım boyunca eylül ortalarını, daha açık ifadeyle
okulların açılacağı günü heyecanla beklemiştim. Otuz yıl süren öğretmenlik
hayatımda da bu heyecanım artarak devam etti. Eylül demek, okulların açılması
demekti, eylül demek yeni bir başlangıç, yeni öğrencilerle tanışma, eski
öğrencilerimle buluşma demekti. Temizlenip ütülenmiş giysilerim, ders araç ve
gereçleriyle dolu James Bond çantam günlerce öncesinden hazır olurdu. O kadar
sevinir, mutlu olur ve heyecanlanırdım ki son gece gözüme uyku girmezdi.
Her
şeyin bir sonu vardır; 2009 – 2010 öğretim yılının sonunda emekli oldum. Yine
eylül ortalarında, yeni öğretim yılının başladığı ilk günün sabahında Bursa’daki
evimin balkonunda oturuyor, karışık duygular hissederek yoldan geçen
öğrencilere bakıyordum. Evim İbn-i Sina İlköğretim Okulu’yla Cem Sultan
Lisesi’nin tam ortasındaydı ve balkondan iki okulu da görebiliyordum. Derken
yolda koşuşturan öğrenciler azaldı, İlköğretim Okulu hoparlöründen “Rahat,
hazır ol!” komutu geldi ve öğrenciler İstiklal Marşı’nı okumaya
başladı. O anda içim cız ederek ayağa kalktım ve okul bahçesinde,
öğrencilerimin başındaymış gibi millî marşımızı mırıldanarak bayrak törenine
iştirak ettim.
Nasıl
ki şafak vaktinden akşama ezanına kadar oruç tutan bir insan bir bardak su ve
bir kâse çorba arzularsa Zeki Ömer Defne’nin “Zil Çalacak” şiirini
okumayı arzu ettim o anda. İstiklal Marşı bitip de sesler kesilince şiir
defterimi açıp bu muhteşem şiiri bir şarkı söyler gibi defalarca ve yine
gözyaşı dökerek okudum. Öğretmenlik hayatım boyunca “Güzel şiir” diyerek
öğrencilerime defalarca okuduğum bu sanat eseri o anda bambaşka anlamlar ifade
ediyordu benim için; çünkü bu şiir emekli bir öğretmenin şiiriydi; duygularımın
en kısa, en yoğun ve sanatsal ifadesiydi.
ZİL ÇALACAK
Zil çalacak... Sizler derslere
gireceksiniz bir bir.
Zil çalacak, ziller çalacak benimçin,
Duyacağım, evlerden, kırlardan, denizlerden;
Tâ içimden birisi gidecek ardınızdan uça ese...
Ama ben, ben artık gidemeyeceğim.
Zil çalacak... Siz geminize, treninize
gireceksiniz bir bir.
Zil çalacak, ziller çalacak benimçin,
Duyacağım, iskelelerden, istasyonlardan bütün;
Tâ içimden birisi koşacak ardınızdan...
Ama ben, ben artık gelemeyeceğim.
Sonra bir gün zil çalacak yine,
Hiç kimseler, kimsecikler duymayacak...
Ne sınıflar, ne iskeleler, ne istasyonlar, ne siz...
Tâ içimden birisi kalacak oralarda...
Ben gideceğim.
Zeki Ömer Defne
Z. Ömer Defne de benim gibi öğretmen
okulunda ve sonra Edebiyat Fakültesinde okuyup yıllarca liselerde Edebiyat
öğretmenliği yapmış. Gayet açık ki bu şiiri emekli olunca yazmış.
Şair emekli olmuştur fakat eğitim –
öğretim devam etmektedir; ülkemizin her yerinde ziller çalmakta, öğrenciler ve
öğretmenler okullarına, sınıflarına girmektedir. Şair manen öğrencilerin
peşinden koşarak okula gitmektedir fakat madden tıpkı benim gibi okuldan
uzaktaki bir mekânda öğrencilerini düşünmektedir. Şiirin tamamında okuldan uzak
kalan bir beden ile, öğrencilere hasret bir ruhun tezatlı hâli tasvir ve tahlil
edilmiştir.
Son iki dizede “Ta içimden birisi kalacak
oralarda / Ben gideceğim” derken iki şey vurguluyor şair: Ruhunun
ebediyen öğrencilerinin yanında kalacağını ve maddi bedeninin bir gün toprak
olacağını… Şairin son iki dizede söyledikleri gerçekleşti diyebilirim.
Evet, Aralık 1992’de bu dünyadan gitmiştir şairimiz. Fakat gördüğünüz gibi ruhu
hâlâ eğitim – öğretim camiasıyla birliktedir. Çünkü ben nasıl ki onu rahmetle
anıp şiirini defalarca okuduysam, yurdumun on binlerce okulunda da okundu ve
okunacak; şairimiz saygı, sevgi ve hürmetle anıldı ve anılacak.
Yedi yıldır Orhangazi’deyim. Evim
Orhanbey İlköğretim Okulu yolu kıyısında. Her sene eylül ortalarında evimin
balkonunda otururken okula giden öğrenciler görür, “Zil Çalacak” şiirini
anar ve bir dua gibi zaman zaman okurdum.
Ve maalesef ki eylül bitip ekim geldiği
hâlde bu sene yoldan geçen tek öğrenci görmedim. Biri İzmit’te, diğeri
İstanbul’da yaşayan iki torunum ilkokula başlayacaktı bu yıl. “Çocuklar
ne âlemde, okula başladılar mı?” diye sordum oğullarıma. Birer fotoğraf
göndermişler, ufacık torunlarım okul bahçesinde, ama suratlarında korona
maskesi. Haftada bir gün gideceklermiş okula.
İçim kan ağlıyor kardeşim, içim kan
ağlıyor. Her yıl bu aylarda cıvıl cıvıl olan okul yolları, okul bahçeleri ve sınıflar
bomboş.
Neden? Hepinizce malumdur ki bir virüs
sarmış tüm dünyayı; insanlar sokağa çıkmaktan, birbiriyle görüşmekten korkuyor.
Bazı bilim adamları “Mümkün
olsa da dünyayı işgal eden bu virüsün tamamını toplayabilsek bir kibrit
kutusuna sığar ve ağırlığı iki gramı geçmez,” diyor. İçine düştüğümüz
bu trajik durum tüm insanlar için yüz karası bir akıbettir.
Anladığım kadarıyla ırmağa, denize çöp
atan biri, otomobil kullanarak havayı zehirleyen bir şoför, zirai mücadele
diyerek meyveyi, sebzeyi ve toprağı zehirleyen bir çiftçi, para hırsıyla
ormanları yakıp yıkarak maden arayan bir müteşebbis, silah ve zehir üreten bir
fabrikatör ve bilhassa devletleri yöneten politikacılar; hepsi, herkes suçlu. “Kutuplardaki
buzlar eriyor, çok yakında denizlerde su seviyesi yükselecek, birçok kıyı şehri
sular altında kalacak,” diye feryat figan eden bilim adamlarına hiçbir
devlet adamı kulak vermiyor. Tüm dünyada küresel bir kuraklık yaşanıyor;
anormal tabiat olaylarına tanık oluyoruz. Küçük göller kuruyor, İznik Gölü en
az yüz metre çekilmiş. Ovalarımızda börtü böcek kalmadı, karıncalar yok oldu.
Tabiattaki doğal besin zinciri kesintiye uğradı.
İnsanlık bu çılgınca gidişattan
vazgeçmezse öyle bir gün gelir ki Covid 19 virüsü için “O da bir şey mi, Covid 25 virüsü
havadan da bulaşıyor, kapısını penceresini açan hastalanıyor,” diyebiliriz.
Böyle bir virüs insanlığın sonu demektir.
Tüm insanlık “Bize bu dünya atalarımızdan miras
kalmadı, evlatlarımızdan ödünç aldık,” diyen Kızılderili atasözünü şiar
edinmedikçe, doymak bilmez para ve mülk ihtiraslarına son vermedikçe Dünya’yı
felaketlerden kurtaramayız.
Sağlıcakla kalınız.
SİZDEN
GELENLER
Yenigün
gazetesinin değerli okuyucuları,
Önceki haftalarda
belirttiğim gibi bu sayfanın yarısını Sizden Gelenler başlığı altında
okuyucu yazılarına ayırmayı planladım. “Yazdım, yazıyorum, yazacağım” diyen
okuyucularımızın eserlerini bu sayfada yayımlamak amacıyla erturanelmas@gmail.com
adresime beklerim.
Sağlıcakla kalınız.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder