YUNUS
ve BİG BANG TEORİSİ (12.10.2020)
Bu
başlığı okuyanlar eminim ki şaşıracaklar ve 21. yüzyılın modern fiziğinin
bulgularıyla 13. yüzyıl mutasavvıf şairi Yunus Emre arasında nasıl bir ilişki
kurabildiğimi merak edeceklerdir.
Günümüzün
astro-fizikçilerinin kâinatın yaratılışı hakkında ileri sürdükleri ve
ekserisinin kabul ettikleri “Big Bang (büyük patlama) Teorisi” ne artık ben
de inanıyorum. Sebebi ise Yunus Emre’den aldığım aşağıdaki şiirdir:
Yer
gök yaratılmadan
Hak
bir gevher eyledi
Nazar
kıldı gevhere
Sığmadı
devreyledi
Gevherden
buğ çıkardı
Ol
buğdan gök yarattı
Gökyüzünün
bezeğin
Çok
ilduzlar eyledi
Göğe
eyitti, dön dedi
Ay
ü gün yürsün, dedi
Suyu
muallâk dutup
Üstünü
yer eyledi
Yer
çalkalandı, durmadı
Bir
dem karar kılmadı
Yüce
yüce dağları
Hak
çöksiler eyledi
Bu
söz Yunus’a kandan
Haber
veresi candan
Lûtf
ıssı kereminden
Ana
nazar eyledi
Öğretmenliğe
başladığım yıllarda liselerde genellikle Özdemir Sarıca, Mahir Ünlü ve Ömer
Özcan’ın birlikte yazdıkları edebiyat kitapları okutulurdu. Bu yazarlarımızın
lise ikinci sınıf kitabında “Yunus Emre’den Seçmeler” başlığı
altında Yunus’tan üç “İlâhî” vardı. Derslerimde bu üç
şiirden birini (yukarıya aldığım metni) okutur geçerdim. O şiirin içeriğine hiç
girmez; anlam yönünden yorumlamaz ve yorumlatmazdım. Çünkü bu şiiri tam
manasıyla anlayamamıştım.
Ortaokul
ve lisede okuyan oğullarıma faydası olur diye “Tübitak”ın yayımladığı “Bilim
ve Teknik” dergisine abone olup da Big Bang Teorisi’ni öğreninceye
kadar bu şiir bana pek bir anlam ifade etmiyordu. Fakat şu anda şöyle
düşünüyorum:
“Ey
21. yüzyıl fizikçileri, asto-fizikçileri, astronomları! Sizin kitaplar dolusu
makalelerle izah ettiğiniz teoriyi Yunus Emre 700 yıl önce yirmi kısa dizeyle
anlatmış bile... Siz çok geç kaldınız. Kâinatın yaratılışının sırrı asırlar
öncesinde çözülmüş de haberimiz yokmuş.”
Ben
edebiyat öğretmeniyim, bir fizik profesörünün diliyle ve kullandığı terimlerle
bu teoriyi izah edemem ama bilim dergilerinden anladığım kadarıyla Big Bang
Teorisi’nin özü şudur: Kâinatın yaratılması için başlangıçta çok büyük bir atom
çekirdeğinin mevcut olması ve bu çekirdeğin patlaması gerekir. İddia sahipleri
“Patlamadan
sonraki her an’ı, saliseler içinde gerçekleşen her yeni oluşumu biliyoruz ve
bunları kanıtladık.” diyorlar.
Yunus
da böyle diyor ilk dörtlükte. Yer gök yaratılmadan önce Allah’ın bir cevher
(öz) yarattığını ve o cevhere nazar kıldığını anlatıyor. Birinci dörtlüğün son
dizesi Ö. Sarıca, M. Ünlü ve Ö. Özcan’ın ders kitabında “Sızdırdı dür eyledi”
şeklindedir. Fakat bu dizenin başka kaynaklarda “Sığmadı devr eyledi”
şeklinde olduğunu gördüm. Osmanlı alfabesinde üstün, esre, ötüre gibi işaretler
olmadığı için bazı kelimelerin yazılışı aynıdır. Meselâ “dal, vav, re”
harflerinden ibaret bu kelime “dür – inci” şeklinde de okunabilir, “devr”
şeklinde de… Eğer doğrusu “devr” ise –ki büyük ihtimalle böyle- Yunus,
cevherin Allah’ın bakışını hazmedemediğini ve dönmeye başladığını ifade ediyor.
“Atom
çekirdeğinin nasıl patladığını asla öğrenemeyeceğiz.” diyen
astro-fizikçilere bir cevaptır bu. Yunus’a göre kendi ekseninde dönen cevher
bir müddet sonra patlamıştır.
Yunus
ikinci dörtlüğün ilk iki dizesinde Allah’ın cevherden buğ (duman) çıkardığını ve
kâinatı o dumandan yarattığını söylüyor. Big Bang’çılar da aynı şeyi söylemiyorlar
mı? Atom çekirdeğinin patladığını, uzayın boşluğuna yayılan atom
partiküllerinin birleşerek nebülözleri oluşturduğunu, kendi çevresinde dönerek
uzayda yol alan nebülözlerin zamanla merkezde yoğunlaşarak yıldız hâline
dönüştüklerini iddia ediyorlar. Yunus Emre de patlama sonucu çıkan dumandan
birçok yıldız meydana geldiğini ve göğün bunlarla süslendiğini anlatıyor.
Big
Bang’çılara göre patlama devam etmektedir. Milyarlarca ışık yılı uzaklıklarda
yeni yıldızlar, yeni galaksiler oluşmakta; milyarlarca ışık yılı gerilerde ise
yıldızlar bir bir sönmekte ve karadelik hâline gelmektedir.
Milyarlarca yıl önce sönen fakat hâlâ ışığını görebildiğimiz yıldızların olduğu
iddia edilmektedir.
Yunus’un
şiirinin üçüncü dörtlüğü de hayli ilginç. Allah’ın göğe, Güneş’e, Ay’a “Dön”
dediğini “Ay ve Güneş yürüsün” şeklinde emir verdiğini anlatıyor.
Günümüz astronomisi açısından ne kadar doğru tespitler değil mi? Ay, Dünya,
Güneş, diğer yıldızlar, Samanyolu ve diğer galaksiler... Hatta atom
çekirdeğinin içindeki nötronlar, elektronlar... Her şey, her şey hareket
hâlinde ve her şey dönüyor... Atomun içindeki çekirdeklerden galaksilere kadar
her varlıkta sürekli olarak dönme hareketi gerçekleşiyor. Bir an dönmenin sona
erdiğini düşünelim, o zaman kâinatta hiçbir şey kalmaz herhâlde. Bunları
düşündükçe aklım Mevlâna hazretlerine gidiyor. Acaba onun ayinlerde dönmesinin,
semazenlerin sürekli olarak dönerek törenler gerçekleştirmesinin bir sebebi de
bu muydu?
Coğrafyacılar:
“Dünya
bir elma gibidir.” der. Yeryüzünü elmanın kabuğuna, magma tabakasını da
elmanın içine benzetirler. Çok sıcak sıvı olan magma tabası günümüzde bile
yanardağlardan fışkırmakta, yer kabuğunu çatlatıp lâvlar halinde yeryüzüne
çıkmaktadır ve dünyanın milyarlarca yıl önceki durumu hakkında fikir
vermektedir. Yunus Emre 3. dörtlükte buna da temas etmiş. Allah’ın suyu
muallâkta (boşlukta) tuttuğunu ve suyun üzerini yer hâline getirdiğini ifade
ediyor. Uzayın boşluğunu düşünün. Bu boşlukta sıcak, yakıcı bir sıvı (magma)
var ve milyarlarca yıl devam eden bir süreçte üzerinde kayalar, taşlar, toprak
oluşuyor.
Avrupa’da
“Dünya
yuvarlaktır” diyenleri iki asır
öncesine kadar büyücülükle suçlayıp idam ediyorlardı. Bir de Yunus’un sözlerine
bakın! Şaşırmamak ve hayranlık duymamak elde değil. Yine coğrafyacılar yer
kabuğundaki dağları magma tabakasına çakılan çivilere benzetirler. Dünyadaki
tepelerin, sıradağların dünyayı yaşanabilir kıldığını, dağların olmaması
hâlinde magma tabasının rahatlıkla yeryüzüne çıkacağını ifade ederler. Yunus
Emre dördüncü kıtada buna temas ediyor. Yer kabuğunun altındaki sıvı tabakanın
sürekli çalkalandığını, Allah’ın yüce yüce dağları yaratarak magma tabakasına
çöksü (baskı) vurduğunu anlatıyor.
Son
dörtlükte ise bu sözlerin kendisine Allah tarafından ilham edildiğini ifade
ediyor. Ben bir edebiyat öğretmeni olarak bu şiiri böyle yorumluyorum ve Big
Bang teorisinin yedi yüzyıl öncesinde Yunus tarafından özlü bir şekilde ifade
edildiğini iddia ediyorum. Big Bang teorisyenlerine ise Yunus Emre’yi teyit
ettikleri için teşekkür ediyorum.
Sağlıcakla
kalınız.
SİZDEN GELENLER
MİSAFİR
Düğündür,
bayramdır, şölendir
Açıktır
kapımız her daim.
Eşiğimizde
terlik pabuç cümbüşü
Kahkahalar
yükselsin sofamızdan
Eksilmesin
evimizden çocuk çığlıkları
Ve
yağmur bereketi soframızdan
Ne
kadar dar olsa da evimiz
Ve
nice çok olsa da misafir
Gönlümüze
sığmışsa eğer
Evimize
de sığabilir.
Emrah
Turan
PİŞMANLIK
“Ulu
şehir, yüce kent” diyordun ya,
Geldin
işte!..
Hiç
susmayan yollara
Küstü
mü bahar soluyan pencerelerin?
Can
gözüne mil çekti biliyorum,
Sarım
sarım çelik ve katbekat beton,
Ve
küskün ziftî duvarlar…
Sustu
mu şakıyan dillerin?
Biliyorum,
diyorsun ki içinden:
“Nerde
o yeşil ve sakin beldenin
Küçüklüğüne
inat büyük insanları?”
Emrah
Turan
SİZDEN
GELENLER
Yenigün
gazetesinin değerli okuyucuları,
Önceki haftalarda
belirttiğim gibi bu sayfanın yarısını Sizden Gelenler başlığı altında
okuyucu yazılarına ayırmayı planladım. “Yazdım, yazıyorum, yazacağım” diyen
okuyucularımızın eserlerini bu sayfada yayımlamak amacıyla erturanelmas@gmail.com
adresime beklerim.
Sağlıcakla
kalınız.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder