16 Ocak 2021 Cumartesi

 

         YUNUS ve BİG BANG TEORİSİ (12.10.2020)

 

Bu başlığı okuyanlar eminim ki şaşıracaklar ve 21. yüzyılın modern fiziğinin bulgularıyla 13. yüzyıl mutasavvıf şairi Yunus Emre arasında nasıl bir ilişki kurabildiğimi merak edeceklerdir.

Günümüzün astro-fizikçilerinin kâinatın yaratılışı hakkında ileri sürdükleri ve ekserisinin kabul ettikleri “Big Bang (büyük patlama) Teorisi” ne artık ben de inanıyorum. Sebebi ise Yunus Emre’den aldığım aşağıdaki şiirdir:

 

Yer gök yaratılmadan

Hak bir gevher eyledi

Nazar kıldı gevhere

Sığmadı devreyledi

 

Gevherden buğ çıkardı

Ol buğdan gök yarattı

Gökyüzünün bezeğin

Çok ilduzlar eyledi

 

Göğe eyitti, dön dedi

Ay ü gün yürsün, dedi

Suyu muallâk dutup

Üstünü yer eyledi

 

Yer çalkalandı, durmadı

Bir dem karar kılmadı

Yüce yüce dağları

Hak çöksiler eyledi

 

Bu söz Yunus’a kandan

Haber veresi candan

Lûtf ıssı kereminden

Ana nazar eyledi

 

 

Öğretmenliğe başladığım yıllarda liselerde genellikle Özdemir Sarıca, Mahir Ünlü ve Ömer Özcan’ın birlikte yazdıkları edebiyat kitapları okutulurdu. Bu yazarlarımızın lise ikinci sınıf kitabında “Yunus Emre’den Seçmeler” başlığı altında Yunus’tan üç “İlâhî” vardı. Derslerimde bu üç şiirden birini (yukarıya aldığım metni) okutur geçerdim. O şiirin içeriğine hiç girmez; anlam yönünden yorumlamaz ve yorumlatmazdım. Çünkü bu şiiri tam manasıyla anlayamamıştım.

Ortaokul ve lisede okuyan oğullarıma faydası olur diye “Tübitak”ın yayımladığı “Bilim ve Teknik” dergisine abone olup da Big Bang Teorisi’ni öğreninceye kadar bu şiir bana pek bir anlam ifade etmiyordu. Fakat şu anda şöyle düşünüyorum:

“Ey 21. yüzyıl fizikçileri, asto-fizikçileri, astronomları! Sizin kitaplar dolusu makalelerle izah ettiğiniz teoriyi Yunus Emre 700 yıl önce yirmi kısa dizeyle anlatmış bile... Siz çok geç kaldınız. Kâinatın yaratılışının sırrı asırlar öncesinde çözülmüş de haberimiz yokmuş.”

Ben edebiyat öğretmeniyim, bir fizik profesörünün diliyle ve kullandığı terimlerle bu teoriyi izah edemem ama bilim dergilerinden anladığım kadarıyla Big Bang Teorisi’nin özü şudur: Kâinatın yaratılması için başlangıçta çok büyük bir atom çekirdeğinin mevcut olması ve bu çekirdeğin patlaması gerekir. İddia sahipleri “Patlamadan sonraki her an’ı, saliseler içinde gerçekleşen her yeni oluşumu biliyoruz ve bunları kanıtladık.” diyorlar.

Yunus da böyle diyor ilk dörtlükte. Yer gök yaratılmadan önce Allah’ın bir cevher (öz) yarattığını ve o cevhere nazar kıldığını anlatıyor. Birinci dörtlüğün son dizesi Ö. Sarıca, M. Ünlü ve Ö. Özcan’ın ders kitabında “Sızdırdı dür eyledi” şeklindedir. Fakat bu dizenin başka kaynaklarda “Sığmadı devr eyledi” şeklinde olduğunu gördüm. Osmanlı alfabesinde üstün, esre, ötüre gibi işaretler olmadığı için bazı kelimelerin yazılışı aynıdır. Meselâ “dal, vav, re” harflerinden ibaret bu kelime “dür – inci” şeklinde de okunabilir, “devr” şeklinde de… Eğer doğrusu “devr” ise –ki büyük ihtimalle böyle- Yunus, cevherin Allah’ın bakışını hazmedemediğini ve dönmeye başladığını ifade ediyor. “Atom çekirdeğinin nasıl patladığını asla öğrenemeyeceğiz.” diyen astro-fizikçilere bir cevaptır bu. Yunus’a göre kendi ekseninde dönen cevher bir müddet sonra patlamıştır.

Yunus ikinci dörtlüğün ilk iki dizesinde Allah’ın cevherden buğ (duman) çıkardığını ve kâinatı o dumandan yarattığını söylüyor. Big Bang’çılar da aynı şeyi söylemiyorlar mı? Atom çekirdeğinin patladığını, uzayın boşluğuna yayılan atom partiküllerinin birleşerek nebülözleri oluşturduğunu, kendi çevresinde dönerek uzayda yol alan nebülözlerin zamanla merkezde yoğunlaşarak yıldız hâline dönüştüklerini iddia ediyorlar. Yunus Emre de patlama sonucu çıkan dumandan birçok yıldız meydana geldiğini ve göğün bunlarla süslendiğini anlatıyor.

Big Bang’çılara göre patlama devam etmektedir. Milyarlarca ışık yılı uzaklıklarda yeni yıldızlar, yeni galaksiler oluşmakta; milyarlarca ışık yılı gerilerde ise yıldızlar bir bir sönmekte ve karadelik hâline gelmektedir. Milyarlarca yıl önce sönen fakat hâlâ ışığını görebildiğimiz yıldızların olduğu iddia edilmektedir.

Yunus’un şiirinin üçüncü dörtlüğü de hayli ilginç. Allah’ın göğe, Güneş’e, Ay’a “Dön” dediğini “Ay ve Güneş yürüsün” şeklinde emir verdiğini anlatıyor. Günümüz astronomisi açısından ne kadar doğru tespitler değil mi? Ay, Dünya, Güneş, diğer yıldızlar, Samanyolu ve diğer galaksiler... Hatta atom çekirdeğinin içindeki nötronlar, elektronlar... Her şey, her şey hareket hâlinde ve her şey dönüyor... Atomun içindeki çekirdeklerden galaksilere kadar her varlıkta sürekli olarak dönme hareketi gerçekleşiyor. Bir an dönmenin sona erdiğini düşünelim, o zaman kâinatta hiçbir şey kalmaz herhâlde. Bunları düşündükçe aklım Mevlâna hazretlerine gidiyor. Acaba onun ayinlerde dönmesinin, semazenlerin sürekli olarak dönerek törenler gerçekleştirmesinin bir sebebi de bu muydu?

Coğrafyacılar: “Dünya bir elma gibidir.” der. Yeryüzünü elmanın kabuğuna, magma tabakasını da elmanın içine benzetirler. Çok sıcak sıvı olan magma tabası günümüzde bile yanardağlardan fışkırmakta, yer kabuğunu çatlatıp lâvlar halinde yeryüzüne çıkmaktadır ve dünyanın milyarlarca yıl önceki durumu hakkında fikir vermektedir. Yunus Emre 3. dörtlükte buna da temas etmiş. Allah’ın suyu muallâkta (boşlukta) tuttuğunu ve suyun üzerini yer hâline getirdiğini ifade ediyor. Uzayın boşluğunu düşünün. Bu boşlukta sıcak, yakıcı bir sıvı (magma) var ve milyarlarca yıl devam eden bir süreçte üzerinde kayalar, taşlar, toprak oluşuyor.

Avrupa’da “Dünya yuvarlaktır”  diyenleri iki asır öncesine kadar büyücülükle suçlayıp idam ediyorlardı. Bir de Yunus’un sözlerine bakın! Şaşırmamak ve hayranlık duymamak elde değil. Yine coğrafyacılar yer kabuğundaki dağları magma tabakasına çakılan çivilere benzetirler. Dünyadaki tepelerin, sıradağların dünyayı yaşanabilir kıldığını, dağların olmaması hâlinde magma tabasının rahatlıkla yeryüzüne çıkacağını ifade ederler. Yunus Emre dördüncü kıtada buna temas ediyor. Yer kabuğunun altındaki sıvı tabakanın sürekli çalkalandığını, Allah’ın yüce yüce dağları yaratarak magma tabakasına çöksü (baskı) vurduğunu anlatıyor.

Son dörtlükte ise bu sözlerin kendisine Allah tarafından ilham edildiğini ifade ediyor. Ben bir edebiyat öğretmeni olarak bu şiiri böyle yorumluyorum ve Big Bang teorisinin yedi yüzyıl öncesinde Yunus tarafından özlü bir şekilde ifade edildiğini iddia ediyorum. Big Bang teorisyenlerine ise Yunus Emre’yi teyit ettikleri için teşekkür ediyorum.

Sağlıcakla kalınız.

 

SİZDEN GELENLER

MİSAFİR

Düğündür, bayramdır, şölendir

Açıktır kapımız her daim.

 

Eşiğimizde terlik pabuç cümbüşü

Kahkahalar yükselsin sofamızdan

Eksilmesin evimizden çocuk çığlıkları

Ve yağmur bereketi soframızdan

 

Ne kadar dar olsa da evimiz

Ve nice çok olsa da misafir

Gönlümüze sığmışsa eğer

Evimize de sığabilir.

Emrah Turan

 

PİŞMANLIK

 

Ulu şehir, yüce kent” diyordun ya,

Geldin işte!..

Hiç susmayan yollara

Küstü mü bahar soluyan pencerelerin?

 

Can gözüne mil çekti biliyorum,

Sarım sarım çelik ve katbekat beton,

Ve küskün ziftî duvarlar…

Sustu mu şakıyan dillerin?

 

Biliyorum, diyorsun ki içinden:

Nerde o yeşil ve sakin beldenin

Küçüklüğüne inat büyük insanları?”

Emrah Turan

 

SİZDEN GELENLER

Yenigün gazetesinin değerli okuyucuları,

Önceki haftalarda belirttiğim gibi bu sayfanın yarısını Sizden Gelenler başlığı altında okuyucu yazılarına ayırmayı planladım. “Yazdım, yazıyorum, yazacağım” diyen okuyucularımızın eserlerini bu sayfada yayımlamak amacıyla erturanelmas@gmail.com adresime beklerim.

Sağlıcakla kalınız.

 

 

 

 

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder